time in - Turkish English Dictionary

time in

Play ENTRENus
Play ENTRENuk
Play ENTRENau

Meanings of "time in" in Turkish English Dictionary : 3 result(s)

English Turkish
Phrasals
time in v. birinin geliş/varış saatini kaydetmek
Colloquial
time in n. bir yerde geçen zaman
time in n. bir yerde geçirilen zaman

Meanings of "time in" with other terms in English Turkish Dictionary : 150 result(s)

English Turkish
Common Usage
in time adv. zamanla
General
in the nick of time n. saniyesi saniyesine
coldest time in winter n. zemheri
an immortal person believed to come in time of need n. hızır
point in time n. çok kısa bir süre
just-in-time-systems n. tam zamanlı sistemler
just-in-time systems n. tam zamanlı sistemler
point-in time n. geçmişteki her hangi bir ana geri dönüş
travel in time n. zamanda yolculuk
travel in time n. zaman yolculuğu
a time in the past n. geçmişte bir zaman
establish in time v. zamanla yerleşmek
return in time v. zaman içinde geri dönmek
spend time in the society of one's friends v. arkadaşlarıyla vakit geçirmek
put in time on v. bir iş için belirli bir zaman harcamak
perform five time salaat in a day v. günde beş vakit namaz kılmak
take measures in time v. zamanında önlem almak
take precautions in time v. zamanında önlem almak
deliver in due time v. zamanında teslim etmek
get to (a place) in time v. bir yere yetişmek
learn in time v. zamanla öğrenmek
occur in the course of time v. zamanla oluşmak
settle in time v. zamanla oturmak
go back in time v. geçmişe gitmek
go back in time v. zamanda geriye gitmek
march forward in time v. zamanla gelişmek
waste time in vain v. boşa zaman harcamak
respond in time v. zamanında cevap vermek
waste time in vain v. gereksiz yere zaman harcamak
spend too much time in front of the tv v. televizyonun karşısında çok vakit geçirmek
get a place in no time flat v. soluğu (bir yerde) almak
arrive in time v. zamanında yetişmek
reach in time v. zamanında yetişmek
reach in time v. zamanında varmak
discover in time v. zamanında farkına varmak
discover in time v. zamanında keşfetmek
move forward or backward in time v. zamanda ileri geri gitmek
get to the top of one's field in a very short time v. çok kısa zamanda alanında en üste/tepeye çıkmak/ulaşmak
arrive in time v. zamanında ulaşmak
arrive in time v. zamanında varmak
(for a teacher) give a student hard time in school v. bir öğrenciye takmak
get (somewhere) in no time flat v. soluğu (bir yerde) almak
get back in time v. zamanında dönmek
lost in the mists of time adj. tarihin derinliklerinde kaybolmuş/yok olmuş/yitmiş
in one's spare time adv. boş vaktinde
in no time adv. çarçabuk
in the time to come adv. gelecekte
in the process of time adv. zamanla
in our time adv. bu günlerde
in progress of time adv. zamanla
just in time adv. tam vaktinde
in the nick of time adv. tam zamanında
in due time adv. zamanı gelince
in a given time adv. belirli bir süre içinde
in time adv. uygun tempoda
in a short time adv. dünden bugüne
in no time adv. derhal
all in good time adv. uygun bir zamanda
in a week's time adv. haftaya
in less than no time adv. çabucacık
in less than no time adv. pek az sonra
just in time adv. tam zamanında
in no time adv. çok çabuk
in our time adv. zamanımızda
in double time adv. hızla
in good time adv. biraz erken
all in good time adv. müsait bir zamanda
in due time adv. vakti gelince
in the course of time adv. zamanla
in good time adv. erken
in time adv. zamanında
in good time adv. önceden belirlenen zamanda
in good time adv. vaktinde
in our time(s) adv. bu günlerde
in time adv. nihayet
in time adv. vaktinde
in no time adv. hemen
in no time adv. bir an önce
in no time adv. çabucak
in time adv. uygun zamanda
in the same time adv. aynı zamanda
in less than no time adv. çok çabuk
in the course of time adv. vaktin geçmesiyle
in the process of time adv. zaman geçtikçe
in good time adv. çabuk
in no time adv. kaşla göz arasında
in record time adv. çok kısa bir zamanda
in less than no time adv. bir anda
in process of time adv. zamanla
in no time adv. çabucacık
in a short time adv. ha bugün ha yarın
in time adv. bir süre sonra
in less than no time adv. çabucak
in time adv. vakitli
in good time adv. süresi gelince
in due time adv. vaktinde
in a very short time adv. kaşla göz arasında
all in good time adv. zamanı gelince
in the course of time adv. zaman içerisinde
in time adv. zaman içerisinde
in the soonest time adv. en yakın zamanda
in the earliest time adv. en yakın zamanda
for the first time in months adv. aylardan sonra ilk defa
first time in years adv. yıllar sonra ilk kez
for the first time in days adv. günlerden sonra ilk defa
for the first time in days adv. günler sonra ilk kez
first time in months adv. aylar sonra ilk defa
for the first time in years adv. yıllar sonra ilk kez
for the first time in years adv. yıllardan sonra ilk kez
first time in years adv. yıllardan sonra ilk kez
for the first time in months adv. aylardan sonra ilk kez
first time in weeks adv. haftalar sonra ilk defa
first time in months adv. aylardan sonra ilk kez
for the first time in years adv. yıllar sonra ilk defa
for the first time in weeks adv. haftalar sonra ilk kez
for the first time in months adv. aylar sonra ilk defa
first time in days adv. günler sonra ilk kez
first time in days adv. günlerden sonra ilk kez
for the first time in days adv. günlerden sonra ilk kez
for the first time in weeks adv. haftalar sonra ilk defa
first time in years adv. yıllardan sonra ilk defa
first time in weeks adv. haftalar sonra ilk kez
first time in days adv. günler sonra ilk defa
for the first time in years adv. yıllardan sonra ilk defa
first time in months adv. aylar sonra ilk kez
first time in years adv. yıllar sonra ilk defa
for the first time in days adv. günler sonra ilk defa
for the first time in months adv. aylar sonra ilk kez
first time in months adv. aylardan sonra ilk defa
first time in days adv. günlerden sonra ilk defa
up to this point in time adv. şu ana kadar
up to this point in time adv. şimdiye kadar
in that period of time adv. o dönemlerde
just in time adv. son dakikada
in time adv. erken
at…local time in turkey adv. türkiye saatiyle
in turkey at … local time adv. türkiye saatiyle
in the recent time adv. yakın dönemde
in a short time adv. kısa sürede
in the course of time adv. geçen zaman içinde
in the time of need adv. ihtiyaç anında
for the first time in a long time adv. uzun süredir ilk defa/kez
in time adv. zamanında (yetişmek)
just in time adv. ucu ucuna
just in time adv. son anda
in good time adv. zamanında
in the course of time adv. zamanında
for the first time in his life adv. hayatında ilk defa
in due time adv. zamanında
in a short span of time adv. kısa sürede